Bisikletle ilk tanışmam

Çocukluk yıllarımda sokakta çılgınlar gibi arkadaşlarla oynarken hiç bisikletim olsunda gezeyim derdi olmadı. Bir kere arkadaşımın bisikletiyle mahallede bir tur atayım dedim yokuş aşağı inerken kanalizasyon çukuruna ön tekerin girmesiyle takla atmam bir oldu. Allahtan burnum bile kanamadan kurtardım kendimi. Takla anında havadayken hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçerken asfalta çakıldığımda iki tekerin bana göre olmadığına kanaat getirmiştim o yaşlarda. Neyse ilkokul lise derken askeri okuldan mezun olup mesleğe çıktığımda Marmaris'e tayin oldum. Marmaris ki gidenler bilir cennetten bir köşedir. Bense ailem İstanbul'da oturduğu için Gölcük çıksaydı keşke diye yakınıyordum. Gölcük ki memleketimizin havası en kirli olan sanayi bölgesi bir yer.

Marmariste 7 yıl görev yaptım. Bu süreçte gezmenin nasıl bir şey olduğunu kavradım.

Çalıştığım gemide motor ve bisiklet çılgınlığı vardı. Motorcular genelde yaptığı kazalarla duyulurdu. Bisikletçilerse haftasonu yaptıkları azmakbaşı turlarını, akşamları sahil turlarını anlatırlardı. Artık benimde bir bisikletim olmalıydı. Araştırmalarım ve tavsiyeler sonucunda ve cebimdeki bütçeyide hesaba katarak 2012 yazında sedona easy line 701 marka bir bisiklet almıştım.

Artık tam anlamıyla gezmeye hazırdım…

Reklamlar
Öne Çıkarılmış Yazı

Bisiklet Güzelliklere Götürür

Evet ne demiştik hayat bir kitaptır ve gezip görmeyenler hep aynı sayfayı okur. İnsan gezdikçe öğreniyor öğrendikçe gezesi geliyor. Şu ana kadar yaptığım hemen hemen her gezimde güzel insanlarla tanıştım. Kimi Türk kimi yabancı, kimi siyah tenli kimi beyaz tenli, kadın, erkek, yaşlı, genç bir çok güzel insan…

Bisikletle gezmenizin en büyük avantajı gittiğiniz yerde insanlar sizi zararsız görüp hemen benimseyebiliyor. O bisiklet zihinlerdeki tüm önyargıları silip atıyor.

Kocaeli’nin sahil semti değirmenderede küçük bir apartmanın zemin katında yaşarken arkadaşımla birlikte birbirimizi gaza getirip İznik Gölüne doğru başladık pedallamaya. Bizi yaklaşık üç tepe tırmanma ve sekiz saatlik bir yolculuk bekliyordu. Bursa büyükşehir belediyesine hoşgeldiniz levhasını gördüğümüzde artık tükenmiş durumdaydık. Neyse ki o levhadan sonrası yokuş aşağı olduğu için sağ salim İznik gölüne kıyısı olan Boyalıca köyüne vardık. Köyün girişinde üstümüzü değiştirmek için petrol ofisine girdik. Orda bir arkadaşla tanıştık. Hiç tanımadığı halde sanki uzaklardan bir akrabası gelmiş gibi ilgilendi bizle. Hava kararmıştı ve bizimde pilimiz bitmişti. O arkadaşın tavsiye ettiği bir yerde gölün kenarında kamp kurduk ve uyku pozisyonuna geçtik. Derken sağımızda solumuzda silah sesleri patlıyor bir yandan davul zurna sesleri beynimizi kemiriyordu. Uyumak mümkün değil. Kalktık biraz gölün çevresini gezdik düğünler bitene kadar. Düğünler bitti tekrar yatmaya döndüğümüzde petrol ofisindeki arkadaş evden sarmalar dolmalar yanındada buz gibi ayran getirmiş bizi bekliyordu. Karnımızı güzelce doyurup sağlam bir uykuya daldık. Sabahında bi amca elinde çaylarla yanımıza geldi. Arkasından bi teyze onun elindede börek 🙂 Allahım ne sevap işledik bu kadar . Bi yandan börekle çay içiyor bi yandan o insanlarla dünyanın en tatlı sohbetini ediyoduk. Karnımız yine doymuştu çok şükür. Artık kafamızda geri dönüş yolu vardı ki hiç gözümüz kesmiyodu tekrar o yolu dönmeyi. Bi şekilde otobüsle gitmenin yollarını araştırdık ama nafile. Derken yine petrol ofisindeki arkadaş geldi yanımıza. İstanbul’a düğüne gidecekmiş gitmeden bi yanımıza uğramış. Durumu anlattığımızda atlayın ben götürürüm dedi ama bisikletler nasıl sığacaktı arabaya. Siz onu dert etmeyin dedi ve biz arabaya doğru yürümeye başladık. Tabii dert etmeyin der araba araba değil tank mübarek. Neyse biz ön tekerleri çıkarıp arabanın bagajına yükledik bisikletleri ve sekiz saatte geldiğimiz yolu arabayla 1 saatte bitirdik.

Boyalıca köyünde yaşadığım anıları tanıştığım insanları ömrüm boyunca unutamam. İlk fırsatımda tekrar o köye gidip petrol ofisindeki o arkadaşı bize çay getiren amcayı börek getiren teyzeyi ziyaret edeceğim inşallah…

Bisikletin Kısa Tarihi


Latincede iki tekerlek anlamına gelen bicyle eski adıyla velespit yani bisikletin ata ülkesi Fransa kabul edilir. Ancak eski sayfaları açıp baktığımızda binicisi tarafından itme gücü sağlanan iki tekerlekli ve kanıtları tartışmalı olmayan ilk taşıt Alman mücid Baron Karl von Drais de Sauerborn tarafından icat edilmiştir. Von Drais aracını Laufmaschine (koşu makinası) olarak adlandırmıştır. Zamanla bu isim yerine "draisiennne" ve "velosipede" isimleri daha popüler hale geldi.
1800 li yıllarda batı ülkeleri bisikletleri savaş için kullanmıştır. 2. Dünya savaşında Avrupa ülkeleri bisikleti ordu süratinin arttırılması için askeri amaçla kullanmıştır.
Günümüze geldiğimizde bisiklet bir çok alanda insanların ihtiyaçlarına cevap verebilmekte. Bunların en başında ulaşım geliyor. Tarihe baktığımızda bisikletler daha çok kısa mesafede ulaşım ihtiyaçlarına karşılık verirken günümüzdeki bisikletlerle dünyayı gezen insanlar var. (Bunlardan biride hala gezmeye devam eden Gürkan Genç namı diğer "demir atlı adam")
Spor dalında ise bisiklet yine çok önemli bir yere sahip. Avrupa yüzyıllardır bisiklet yarışları icra edilmekte. Ülkemizde ise ilk yarış 1894 yılında Selanik'te yapılmıştır. Fenerbahçe kulübü o zamanlar bu spor dalının yaygınlaşması için çok çabalarda bulunmuştur. Bir Galatasaraylı olarak Fenerbahçe kulübüne bu çabalarından ötürü canı gönülden teşekkür ederim.

5 Körfez ülkesi 5 foto 5 anı


Umman-Port Sultan Qaboos
Milyoner Umman Sultanı Qaboos bin said Al said için yapılan 155 metrelik devasa tekne. Duyumlarıma göre kaptanı kraliyet donanmasından (ingiliz donanması) emekli bir gemi komutanı.

Katar- Doha
Doha caddelerinde gezerken dikkatimi celbeden bir atlı zabıta.

Kuweyt- Kuwait City
Burası bir avm. Öyle bir avm ki şehir gibi. Bu avmdeki kuyumcuların olduğu bölmenin duvarları, tavanı ve zemini saf altından kaplama.

Sudan
Dünyanın en iyi 5. dalış merkezinin Sudan'da olduğunu biliyormuydunuz? 30 mt derindeki batık gemiyi görmelisiniz. Yalnız fotoğraf çekmek yasak.

Suudi Arabistan
Allah herkese gidip görmeyi nasip etsin..

Eski Foça

Eski Foça, İzmirin kuzeyinde yer alan şirin bir sahil kasabası. Kasaba dediğime bakmayın burası İzmirin ilçelerinden biri aslında. Kent antik çağda bir İyon yerleşimi olarak ortaya çıktığında denizde yaşayan foklardan dolayı Phokaia adını almış. Eski Foça Belediyesinin amblemindede fok göreceksiniz zaten. Üç tarafı denizle çevrili bir yarımada olan Eski Foça karşısındaki İncir, Orak ve Fener adaları münasebetiyle doğal bir liman halini almış. Foçanın yüzölçümünün yarısından fazlası ormanlık alan ve yalnızca %4 lük bir yerleşim alanına sahip. Fakat bu ne yazık ki gitgide değişmekte.
Bu kent bünyesinde birçok medeniyet ağırlamış tarih kokan bir yer. Bende bu kentin yaklaşık 10 km doğusunda yaşıyorum. Çalıştığım yerse kaldığım yerle Foçanın tam ortasında. Bu sayede işe rahatlıkla bisikletimle gelip gidebiliyorum. Foça' da dikkatimizi çekecek şeyleri sıralarsak eğer en başta taş evler gelecektir.

Dünyanın birçok antik kentindeki taş evlerden biraz daha şirin ve doğal diyebilirim.
Bu yazımda Foçanın tarihini ve kültürünü paylaşmaya çalışıyorum sizlerle. Tipik bir İzmir kenti olan Foçada yerli halk sıcak, güleryüzlü ve yardımsever karakterlere sahip. Yaklaşık bir yıldır burada yaşıyorum ve her gezimde farklı yerler keşfediyorum. Bir sonraki yazılarımda bunları sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarak yazımı bitiriyorum..

Bisikletle Likya Turu

Ben ve arkadaşım bu tura hiç plan program yapmadan çıkmıştık. İkimizde denizci olduğumuz için plan yapma konusunda sıkıntılar yaşayabiliyorduk. Marmaristen arkadaşımın arabasına taktığı bisiklet taşıma aparatına bisikletlerimizi yükleyip Fethiyeye doğru yola koyulduk. Arabayı merkeze park ettikten sonra bisikletlerimizle Ölüdenize doğru pedallamaya başladık. Yaklaşık 20 km yolumuz vardı ve bu yolun neredeyse yarısı tırmanmayla geçmişti.

Ölüdenize geldiğimizde güneş tepede tüm sıcaklığıyla kavururken çantalarımızdan şort terlik havlu üçlüsünü çıkarıp Ölüdenizin soğuk sularına bıraktık kendimizi. Aylardan nisan olduğu için deniz henüz ısınmamıştı. Burada bir kaç saat dinlenip serinledikten sora tekrar yola koyulduk.

Sahilde bir tur atarken kelebekler vadisine gitme planları yaptık ama yalnızca tekneyle gidildiğini ve ücretinin yüksek olmasından ötürü vazgeçip pedallamaya devam ettik. Bulunduğumuz yer Babadağdan atlayan paraşütçülerin iniş yeriydi. Onlar gökyüzünde süzülürken ağzımız açık izlemek düştü bizede.
Yolumuz uzundu ve güneş gitgide bizden uzaklaşıyordu. Hava kararmadan kamp atacak yer bulmalıydık. Yaklaşık 10 km dağ yolu tırmandıktan sonra Faralya köyüne vardık.

Bu köy denizden 450 m yükseklikte bir yeryüzü cenneti gibiydi. Deniz manzaralı bir yamaçta, çam ormanlarının içinde kalan bu cennetvari köyde az sayıda ev şirinmi şirin butik oteller ve bungalov ev hizmeti veren tesisler bulabilirsiniz. Dünyaca ünlü Times dergisi Türkiye'de bulunan altı gizli cennet arasında Faralya köyünede yer vermiştir. İşte biz bu cennetin içinde kamp atmaya karar vermiştik bile. Kaldığımız yer köyün merkezinde ve hemen altımızda kelebekler vadisini görebiliyorduk. Artık güneş son ışıklarını gösterirken çadırlarımızı kurup kamp ateşimizi yaktık.

Sabah olduğunda çadırlarımızı o tepede bırakıp değerli eşyalarımızı yanımıza alarak bisikletle likya turuna başladık. Yol boyunca dikkatimizi çekecek o kadar güzelliklere rasladık ki zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan kendimizi kabak koyunun tepesinde bulduk. Yiyecek içecek birşeyler almalıydık ve en yakın market kabak koyundaydı. Tepeden aşağıya inerken güzel bir mekan dikkatimizi celbetmişti. İçeri girdiğimizde bungalov evler içinde bir havuz ve şahane bir manzaranın yanısıra iki tatlı siyah köpek ve güleryüzlü insanlar karşıladı bizi. Bu mekanın ismi deep ocean. Burada oturup soğuk birşeyler içip aynı zamanda telefonlarımızı şarj ettikten sonra inmeye devam ettik. Yol kesinlikle arabaya müsait değildi. Yani arabanızı o yola sokmak istemezsiniz ki zaten araçla inmek tehlikeli ve yasaktı neyse ki. Biz bisikletlerle inerken çok kaza atlatmışlığımız oldu.
Koya indiğimizde bizi canlı bir kalabalık karşıladı. Denize girmeden marketten alışverişimizi yapıp tekrar yukarı çıkmaya başladık. Bisikletle çıkmak mümkün olmadığı için yürüyerek çıkmaz zorunda kaldık.
Kamp alanına döndüğümüzde bisikletleri çadırların yanına bırakıp bulunduğumuz yeri gezmek için yürümeye başladık. Köydeki çocuklarla futbol maçı yapıp birkaç fotoğraftan sonra hava karardı ve çadırlarımıza döndük. Ateşi yaktık ve bol aksiyonlu maceralı bir muhabbet bizi bekliyordu..

Nasıl bi bisikletle başlamalıyım ?

Bu konu hakkında birçok yazı ve yorum bulabilirsiniz. Bence henüz işin başındaysanız dağ bisikletini öneririm.

Peki neden dağ bisikleti ?

Dağ bisikletleri diğerlerine göre daha konforludur. Şürüşü rahattır. Dolayısıyla yeni başlayan bisiklet sevdalısı sürücü kardeşim henüz bisiklet sürdüğü kasları ham olduğu için şehir bisikleti ve ya yol bisikleti bu kardeşimizi yorabilir ve zorlayabilir. Bunun sonucunda “nerden bulaştım bisiklete, bu iş bana göre değil” gibi olumsuzluğa kapılabiliriz. Dağ bisikletlerinin konfordan başka bir diğer artısı ise güvenlik!!! Nasıl yani güvenlik ? Ne alaka ?

Şöyleki ; düz bir yolda seyrederken ve ya yokuş aşağı inerken dağ bisikletlerinin tekerinin kalın olması bize sağlam bi yol tutuşu kazandırır. Buda yeni başlayan arkadaşımın hızını daha iyi kontrol ederek elzem bi kazadan korunmasını sağlayacaktır.

Yol bisikletleri ve şehir bisikletlerinde hızımızı kontrol etmemiz biraz daha güçtür. Aşırı hız diğer vasıtalarda olduğu gibi bisiklette de kötü kazalara yol açabilir. Allah korusun …

Yeni sürücümüz dağ bisikletiyle başladığı bu yolda hem kaslarını geliştirecek hemde iki teker üzerinde tecrübe kazanacaktır. Zaten bir süre sonra o altındaki bisiklet ona yetmeyecek sürekli bir arayış içerisinde olacaktır. Artık diğer bisikletlerinde gönül rahatlığıyla keyfini çıkarabilir. Yalnız dağ bisikletinin konforunu çok arayacak benden söylemesi 🙂

Keyifli seyirler…

Velovebike ismi ne alaka ?

Bu ismi fransızca ve ingilizcede bisiklet anlamına gelen velo ve bike kelimelerinden uydurdum 🙂 Aradaki “ve” ise türkçemizde kullanılan bağlaç değil aslında. Love kelimesinin son hecesindeki ve. Böylece bisiklete olan aşkımı belirtmek istedim nacizane.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑